En olamayacak imkansızlığı dahi küçük düşüren bir hayal peşinde...
Ağlamaya başladı küçük hanım durduramıyordu,nedensiz ağladığının farkındaydı,bir hayal kurmuştu bu hayırsız dünyaya rüyalarını dahi unutmuş uyuyamıyordu oysa azcık uyuyabilseydi her şey geçecekti.Yaşanmış aşk hikayelerini okudu evsaneleri okudu kitaplar okudu açtı baktı gönlünü okudu.Görmemiş duymamış bilmiyordu küçük hanım bunun adını,sanki narkoz almış ve uyanamıyordu gözleri açık olmasına rağmen,deniz kızından daha zavallı bir aşka düşmüştü,yıllara aşıktı ve zamanı durduramayacağını biliyordu.Kimi çocuk kimi deli kimi meczup ilan etmişti onu,tek suçu aşık olmaktı oysa,onu ilk kez yolda görmüştü dalgalanan saçları ve ilk defa duyduğu o koku başını döndürüyordu hareket edemediğini hissetti kalbini hissetti aldığı nefesin lezzetini hissetti ömründe ilk defa.Sonra defalarca gördü onu,gülümsemesini,bakışlarını daha öte hayatında hiç görmediği ve duymadığı bir hikaye gördü.Sanki kendi hayatının falına bakıyordu.Varla yok arası bir kadın gördü hayalinde öylece bakıyordu güzel gözleriyle aşkının kalbine,ezberlemişti her nefes alışını dahi,şimdi hatırlıyor ve sadece ağlıyordu,ayakları üşüyordu kalbi üşüyordu ruhu üşüyordu...Dünyanın eskimesini eski yılların gelmesini istedi mümkün olmayacağını bile bile,fukaralığın en beterini gördü onda,her şeyi vardı kalbi dışında,işin imkansızlığı buradaydı zaten.Ondan kalbini istedi ve rafların bomboş olduğunu gördü ve ağlamaya başladı hiç susmadan hıçkırıkları gökyüzüne ulaşana kadar,tanrının tesellisi yetmedi ona ağladı ağladı ağladı...
"Ey aşk,ey aldığım nefesin devamı hayat nurum yaşama sebebim gel bana"dese de duyan gönül olmadı aşk üzerine masallar yazmaya başladı gönlüne aşk serpmek için tüm mahlukata cüceler serpiştirdi öykülerine prensesini arayan prensler,kurbağayı prens yapan sevgiler yazdı.Aşkından delirmiş kamberler çöllere düşmüş,dağı delmiş,tuzla günlerce yürümüş aşıklar,romeolar yazmıştır şahmeranlar uydurmuştur ve hep aşkına kavuşmuştur gönüller.Tüm kalplerin kıyısına aşk yerleşmiştir artık dilden dile dolaşan evsanelerle destanlarla göz yaşlarıyla anlatılmıştır.Tanrıyı anlatmış tüm insanlara görmediği ama gönlünü alevlendirmeden üfleyen acısını serinleten tanrıyı sabrı ve umudu öğretmiştir...
Gelelim tüm bunlardan sonra "o"nu aşkını anlatan güzele dilden dile gönülden gönüle geçti,geçti geçmesine de halkın kafasında kadının lafı yoktu oysa kadınlarsız yaşayamayan zavallılar,kadınların göğsünün içindekini küçümsediklerini billmiyorlardı sadece akıl ve erler olsaydı neler olacağını göremiyorlardı...
Onun hikayesi unutulmuştu.Göz yaşları toprağa düşmüş üzüm olmuştu şarap olmuştu her yudumda içi yansın görsünler istediği için,ruhu gönüllerde paramparça yaşamıştır adına aşk konmuştu içlerinden atamamışlardı onu sonsuza kadar,anlatılan tanrıyı bile onunla sevmişlerdi hayatı onunla yaşamışlardı.Sevdiği ise gerçekten hiç kalbe ulaşamadı ve zaman oldu adı onun dağıttığı aşk parçalarına ilaç oldu ve hayatın yeniden bir düzeni kuruldu...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder