20 Nisan 2013 Cumartesi

Bestesiz şarkı

Ben seni hiç terk etmedim sevgilim
Sadece zamana bıraktım şarkı sözleri gibi,
Nakaratta takılı kalmamak için.
Bir gün yeniden telefonum çaldığında
Yani karşımdakinin sen olduğunu bildiğimde
İkimizde büyümüş olacağız
Söylenenler o zaman tamamlanmış olacak
Az önce yaşananlar sadece birer yeteneksiz çevirmen tarafından yazılmış satırlardan başka bir şey değil.
Hani aşka inancını yitirmemiştin ve de onu benimle bulacağını umuyordun
Buradayım ve hala beklemedeyim
Bıraktığın durakta son göz yaşında
Biraz eksik biraz avare ama hala bıraktığın yerde işte
Henüz bir çocuğun okulda ilk öğrendiği cümleler gibi
Sade edebiyatımı bozmadan
Kalbimi eskilerden temizleyerek yürüyorum bıraktığın yarım çizgide.
Bir gün yeniden telefonumun çaldığı gün
Cümlelere son gelecek
Sonun mutlu olduğunu bilerek açacağım
Eğer ki aldığım haber bir teklif değilse
Ölümüme davetse,onur duyarak katılacağım
Hayır demeni beklemeyerek oturup seyredeceğim
Seninle gurur duyacağım vazgeçebildiğin için benden
Kendime tebriklerimi sunacağım sana bu denli yardım ettiği için
Sen o kapıdan çıktığında yarım çizgime geri dönecek susacağım
Hikayeyi evsaneye çevirmek için gitmeliydim
Yapmalıydım bunu
Çünkü biz farklıydık ve sonrasında da yaşamalıydık
Bir gün karşıma geçip konuşabilirsen gözlerimle
Büyüttüklerimizi konuşuruz seninle
Notalar o zaman birbirini bulur
Tıpkı bizim gibi
Ve nakaratı olmayan bu şarkıda
Biz oluruz nakarat tüm dillerde...

19 Nisan 2013 Cuma

Eskiler çuvalı...

Hepimizde var olan yığından bahsediyor burada sokaktaki adam.Her şeye her yere dair bir çuvalı vardır bir insanın eski oyuncaklar çuvalı eski dostlar eski içecekler eski yaralar eski mutluluklar huzurlar yardımlar yaşamlar şarkılar eşyalar danteller kurallar kanunlar uykular... ve eski aşklar vardır.Hepsinin yükü beyninin sırtındadır aslında,hatırlamak denilen kavram var olduğu sürece en azından.

 En çok açmaktan korktuğumuz en hata yaptığımız yorulduğumuz değiştirdiğimiz aşk ve dostluktur heralde,eee ne demişler açtırma kutuyu söyletme kötüyü.Geçmiş güzel söylese de bazen,söyleyecek bir kötüsü her zaman vardır eskinin.bundandır insanın unutması her şeyi hatırlayamaması...

 Duble bardağını  dolduran hatıraları sakladığın kutuyu açtıran can acıtan türküyü söyleten de o bi gözle başkasını ararken diğer gözle özlenilenin dönmeyişini seyrettiren de astıran da kestiren de delirten de dirilten de yakan yıkan küllerinden doğuran da eskik bırakan boşlukları doldurup günü geldiğinde küt diye ortada bırakan da...

 Konuşulamaz üzerine çünkü hala bilinmez ne olduğu ideolojisi belli değil semptomları sabit değil çizgileri takip edilemeyen bir kargaşada gözle göremediğimiz kadar hızlı bazen sağır edecek kadar gürültülü ya da kör edecek kadar zalim kendinden geçebilecek noktaya getirebilecek kadar avare...

 Duyularını duyumlarını yok edecek bir şey yapabilene hakkını verene işte,kutuyu açmaya geldik şimdi çuval boşalacak ismaritlerin bile dibi görülecek;hesaplaşma günü geldi geçmişle soğuk intikam vakti şimdi an bu andır elbet biz de onun çuvalına girdik ne geniş koleksiyonu var meretin her birimizden her türümüzden inlisi cinlisi delisi delirteni dingili bencili meleği keleği çuvalda bönüz hepimiz...

 Çuvala ben de girdim bir zaman öyle garipti ki hiç bilmeden küt diye yirminci kattan saksı iner gibi beş deniz mili yükseklikten denize çakılır gibi höt diye girdim.Bünyede alışmadığı için alerji yaptı tabii anlatılamaz reaksiyon verdi fikirsel aktivite taban hayalsel aktivitenin sınırı yoktu.Şizofreni gibi her an yanımdaymış gibi çocuğun hayal edebildiği kadar yuvarlak sınırlarda.Sonra çuval öyle bir çalkalandı ki herkes yer değiştirdi işte sonra pat diye bir çölün biz susuzluğun ortasına bikiniyle kutba atılmışçasına bedeviden beter bir halde kalakaldım karıştım yıprandım ve tohumken ilk dalımı uzattım dünyaya,emanet olan insandı o da beklendiği gibi kırdı dalımı budağımı sonra ömrüme göre çok ortalama ömre göre az bir süre sonra bir daha saksıyı yedim kafama bu defa sancıyı sadece kafamda değil nefesimde hissettim kesildi soluğum sesim hem kendimi hem onu mahvettim ızdırabımı çöldeki kutup ayısına emanet ettiğim dünyası durur mu yerinde hoop çuval zıngıl zıngıl benim içim tir tir...İşte dün üstten yediğimizi kabız olarak tutuyoruz bi yerimizde alttan alttan cızzz.
Pişmanlık özlem ve bunlara benzer tüm kabullenemeyiş hallerinde de zırvalıkların bini bir para ve o an yani onun sonun bittiği an bitti dün tatlı tatlı sevdiğimizi bugün acı acı ... vaktidir.Gitti giden kalsın diye yalvarmadım zaten gurur denen kadın pazarlamacısı yüzüne.Üstüne de yerleştiremedim kat çıkamadım oda ayıramadım kimselere,gelen öyle bir gelmişti ki Osmanlı şaplakçısı halt yemiş yanında aldı evimi barkımı temeli bırakıp çıplak bıraktı sol tarafı.

 Şimdi ne diyeyim ben bana,yediği şamarlar yetmez mi sokaktaki adam.Gelip geçişini nasıl görsün sesini nasıl hissetsin,bir laz uşağı girdi çuvala o gün bugündür çalkalanıyoruz işte...

,,,,,,,,,,,,,,,

6 Nisan 2013 Cumartesi

Emeği çoktur insanoğlunun

Öylece oturmuş kapını çalanın ne olduğunu merak ediyorsun ve bu defa on beş yaşındaykenki hisse hiç benzemiyor değil mi?Garip bir eksiklik kalabalıkta bir yalnızlık var sanki değil mi,bahar geldi kaçıyorsun sokaklardan belki de hep aradığını bulmaktan artık korkuyorsun.

  Tohumlarını ilk izlediğin filmde ekti bile okuduğun kitaplarda bir çay lezzetsizliği başladı sanki dans ederken kurla değil arayışla ediyorsun artık aynalara bakacak vaktin yokken vaktini bir gönlü güzele ayırdığın zamanları özlüyorsun değil mi?Artık olmazlarla geçmez sen de çok iyi biliyorsun yolun yarıya yakınındasın sen de olgunlaşma çağındaki deli kanı özlüyor olabilirsin annenin dizinin dibini özleyebilirsin.Oysa bir sevebilseydin eskisi gibi yarısı kadar bile olsa razıydı gönlün değil mi?Yalnız olmadığını bil istedim sadece.Tanrısal yalnızlığı bölebilecek olanı çok merak ediyor ama arayacak gücü de ayaklarda bulsak da içinde bulamıyorsan ne yarar yalınsızlığı özleyerek yuvarlanıp gideceğiz işte belki umduğumuzun tam aksi yönde daha fazlalar için.Oysa ne güzel olurdu egede bahçeli bir evimiz bir çaydanlığımız bir tavlamız bir yastığımız bir kaç da kitabımız olsa hep hayal işte illa sade bir yaşama gerek yok lunaparkların ışıkları da bizimdi denizin mavisi ovanın yeşili de bizim sen mangalı yakıp dostlarla muhabbetteyken biz de hanımlar dedikodu yapsaydık.Torunlar koşuşturup parka götürseydi bizi de büyüyemeden ölseydik ne ala bir ömür olurdu.

 Yok olmazdı biz kariyer  ve paranın peşine koşmaya doğuştan sürülmüş sürgün ömürleriz değil mi çeşme başını hayalde oynayıp yanımıza yakışabilecek olanı seçer umrumuzun ucuna almayız.Bazen aşkın ütopya olmadığına inanmak istiyorum;derin bir nefes alıp işe koyuluyorum her defasında duvara burnumu sürtüp dönüyorum işte.Ben de artık inanmıyorum ütopyalara emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler...

3 Nisan 2013 Çarşamba

Anlatılacak yıllar yıllar öncesi değil henüz dün gibi hatırlıyorum hikayemi biraz beklenmedik bir hazan la sonuçlansa da her hatırladığımda mutlu oluyorum...

  Hepinizin olduğu gibi ben de öğrenciyim hem de en duygu sömürüsünden en yorgunlarınızdan en zengin en züürtlerinizdenim ve bir zamanlar ben de bazılarınız gibi çalışmaya karar vermiştim hikaye de böyle başlamıştı çalıştığım yer bir marketti tanıtım yapan kimsenin umursamadığı insanlar var ya ben onlardandım sonu pek iyi olmasa da bana hayatımın en farklı en içten iki gününü anlatacak olursam


   Ayakta dikilirken birden biri geldi çok şöyle böyle iyi değil çok pislik ve vakit bulamadığı için markete tanıtım için gelen öğrencilere sapıklık yapıyordu yemek işyerinde yenildiği için aynı mahzende yemek yiyorduk ve öyle rahatsızlık vericiydi ki ikinci gün gitmemeye ilk günün başlarından karar vermiştim alşmadığım ciddiyetsiz ve sapıtmış bir ortamın içindeydim ayaklarım şişmiş ve yorgunluktan ölüyordum kazanmam gereken bir özgürlük olduğu için sabrediyordum sapık görevliler sürekli laf atıyor yorgunluğuma bezginlik katıyordu.Bunun neresi güzel değil mi?devamını dinleyin öyleyse yine o salak görevlilerden biri marketi süpürüp yanımdan önümden sürekli geçiyor ama tek kelime etmiyordu ben de felaket rahatsız olmakla meşgul oluyordum orta halli bir ailede yetişmeme rağmen hiç tabiri caizse halk arasına inmeden büyüdüm o nedenle şımarık ve kendine buyruk büyüdüm aynı zamanda dışarıdan sessiz görünümlü kimseyi kale almayan bir birey oldum.Hikayemi kendimde saklamayı tercih ettim.

 "Sürekli etrafımda garip temizlik makinesiyle dolaşıyor ve bana küçük bir bakış atıp geçip gidiyordu.Umrumda dahi olamayacağını bilerek,ara verildiğinde sessizce çayını içiyor ve ortamı terk ediyordu tüm gün rahatsız olarak geçti akşam eve döndüğümde tekrar gitmemek için bahaneler savurdum ve baş elemanımı aradım yerime ara dönem elemanı bulamayacağını gitmezsem ilk günün ücretini de vermeyeceğini söylediği için el mahkum gidecektim ikinci gün de üzerimi değiştirdim görev yerime gittim temizlik için o da geldi elbette etrafım temizlikten aşınmıştı diğer şımarıklar gibi lafa tutmaya çalışmıyor aksine utangaç bir bakış atıp geçip gidiyordu.Yemek vakti geldiğinde yerin altındaki deponun ilerisinde bulunan çok ağır yemek ve rutubet kokusuyla donanmış yemekhaneye indik şef ona seslenerek el kol hareketiyle selam verdi o da ona işaret diliyle cevap vererek oturdu karşıma,o kadar büyük bir hata yapmış ve acımasızca davranmıştım ki telafiye vaktim de yoktu.Gözünün içine baktım ve kendimi ışıklar içerisinde gördüm.Sıkılmışlık vicdan azabına dönüşmüştü ve düzeltmemin tek yolu onunla konuşmaktı fakat ne ben onun dilini biliyordum ne o beni duyabiliyordu bütün gün işimi bırakıp onu seyrettim artık etrafımdan geçmiyor geçerken yüzüme bakmıyordu,öğrendiğim için kendini eksik hissetmiş ve uzaklaşmıştı.Diğer çalışanlar ise onunla dalga geçip eğleniyordu bir kaç kez konuşmayı denedim başaramadım.Çay molasında da yanına gitmeye çalıştım o hemem gitti pes etmekten başka da bir yolum kalmamıştı mesai saatim dolmuştu herkes erkenden gitmişti ona numaramı verecek bir cesaret bulamadım yanıma gelip gidip gitmediğimi işaretle sordu henüz değil olarak saatimi gösterdim mesaimi doldurup kaytarmadan gidecektim ve onunla konuşma fırsatı bulmayı deneyecektim o da olamadı gidip bir daha gelmedi mesai bitti gitme vaktim geldi yapışkan elemanlar geldi bir şeyler söyledi o gelmedi tam kapıdan çıkacakken kapının önünde bir şeyler topladığını gördüm o da beni gitmeliydim yanıma doğru geldi gözümün içine baktı ben de ona,bir süre öylece anladığımız tek dille konuştuk saat geç oluyordu ve dönüş yolum sıkıntılıydı gitmeliydim hiç istemeyerek gözlerimle vedalaştım ve durağa yöneldim el salladı ardımdan ve gidene kadar gözünü benden ayırmadı tam otobüse binecekken benim tarafıma geliyordu fakat şef onu çağırmıştı gitmeliydi ve gitti...

 Onun gözlerindeki dokunulmamışlığı ve aydınlık beni hiç unutmam mümkün olmadı sonra da gitmeye cesaret bulamadım...

1 Nisan 2013 Pazartesi

Beni hep bu güzel havalar mahvetti

Beni de hep bu güzel havalar mahvetti
Olay Orhan Velinin tekelinde değil yani
Çocuktum sevgi aşk türküleri duydum
Büyüdüm elinde kenara atılan oyuncağı oldum
Sevemedi beni bir türlü benim sevdiğim kadar
Hep gösterip fırlattı her şeyi
Ucundan bir kırık vermedi karnım doysun diye
Bozkırın ortasında Şehr-i Ankarada kalakaldım öylece
Yoktu aşık olunası gönüller ve deniz
Buz gibiydi ortalık da zaten
Ben de kara,yağmura aşık oldum
Çaya kahveye kaptırdım gönlümü
Dost muhabbetine,anaya hasret olaraktan
Yar demek yokmuş nasibimizde
Yan dedi tanrı bir ömür beni göremedikçe
Ben de yaradana aşık olduam
Yağışı boldu zaten buraların
Görecek göz yoktu kimseyi ve de kimsede
Ben de herkesler gibi bakar kör oldum
Bahar gelirdi bazen buralara da
Gönüller bir cıvıl bir coşkun
Gördüğüm ilk kitaba vuruldum
Uykunun yareni nefesin fukarası oldum
Açtı ya çiçekler uçan böceklere kur için
Kozaya yattı ya kelebekler
Bir türkü gelir de içimden hiç belli olmayan
Ben bedevi oldum
Beni hep böyle güzel havalar mahvetti
Kaç yıl oldu saymadım işime gelmediğinden de
Ben seni böyle bir havada ılık rüzgarlı bir yağmurda kaybettim
O gün bugündür sevemedim bu havaları ve baharı...

25 Mart 2013 Pazartesi

Zemen sul

 En olamayacak imkansızlığı dahi küçük düşüren bir hayal peşinde...

 Ağlamaya başladı küçük hanım durduramıyordu,nedensiz ağladığının farkındaydı,bir hayal kurmuştu bu hayırsız dünyaya rüyalarını dahi unutmuş uyuyamıyordu oysa azcık uyuyabilseydi her şey geçecekti.Yaşanmış aşk hikayelerini okudu evsaneleri okudu kitaplar okudu açtı baktı gönlünü okudu.Görmemiş duymamış bilmiyordu küçük hanım bunun adını,sanki narkoz almış ve uyanamıyordu gözleri açık olmasına rağmen,deniz kızından daha zavallı bir aşka düşmüştü,yıllara aşıktı ve zamanı durduramayacağını biliyordu.Kimi çocuk kimi deli kimi meczup ilan etmişti onu,tek suçu aşık olmaktı oysa,onu ilk kez yolda görmüştü dalgalanan saçları ve ilk defa duyduğu o koku başını döndürüyordu hareket edemediğini hissetti kalbini hissetti aldığı nefesin lezzetini hissetti ömründe ilk defa.Sonra defalarca gördü onu,gülümsemesini,bakışlarını daha öte hayatında hiç görmediği ve duymadığı bir hikaye gördü.Sanki kendi hayatının falına bakıyordu.Varla yok arası bir kadın gördü hayalinde öylece bakıyordu güzel gözleriyle aşkının kalbine,ezberlemişti her nefes alışını dahi,şimdi hatırlıyor ve sadece ağlıyordu,ayakları üşüyordu kalbi üşüyordu ruhu üşüyordu...Dünyanın eskimesini eski yılların gelmesini istedi mümkün olmayacağını bile bile,fukaralığın en beterini gördü onda,her şeyi vardı kalbi dışında,işin imkansızlığı buradaydı zaten.Ondan kalbini istedi ve rafların bomboş olduğunu gördü ve ağlamaya başladı hiç susmadan hıçkırıkları gökyüzüne ulaşana kadar,tanrının tesellisi yetmedi ona ağladı ağladı ağladı...

         "Ey aşk,ey aldığım nefesin devamı hayat nurum yaşama sebebim gel bana"dese de duyan gönül olmadı aşk üzerine masallar yazmaya başladı gönlüne aşk serpmek için tüm mahlukata cüceler serpiştirdi öykülerine prensesini arayan prensler,kurbağayı prens yapan sevgiler yazdı.Aşkından delirmiş kamberler çöllere düşmüş,dağı delmiş,tuzla günlerce yürümüş aşıklar,romeolar yazmıştır şahmeranlar uydurmuştur ve hep aşkına kavuşmuştur gönüller.Tüm kalplerin kıyısına aşk yerleşmiştir artık dilden dile dolaşan evsanelerle destanlarla göz yaşlarıyla anlatılmıştır.Tanrıyı anlatmış tüm insanlara görmediği ama gönlünü alevlendirmeden üfleyen acısını serinleten tanrıyı sabrı ve umudu öğretmiştir...

  Gelelim tüm bunlardan sonra "o"nu aşkını anlatan güzele dilden dile gönülden gönüle geçti,geçti geçmesine de halkın kafasında kadının lafı yoktu oysa kadınlarsız yaşayamayan zavallılar,kadınların göğsünün içindekini küçümsediklerini billmiyorlardı sadece akıl ve erler olsaydı neler olacağını göremiyorlardı...

 Onun hikayesi unutulmuştu.Göz yaşları toprağa düşmüş üzüm olmuştu şarap olmuştu her yudumda içi yansın görsünler istediği için,ruhu gönüllerde paramparça yaşamıştır adına aşk konmuştu içlerinden atamamışlardı onu sonsuza kadar,anlatılan tanrıyı bile onunla sevmişlerdi hayatı onunla yaşamışlardı.Sevdiği ise gerçekten hiç kalbe ulaşamadı ve zaman oldu adı onun dağıttığı aşk  parçalarına ilaç oldu ve hayatın yeniden bir düzeni kuruldu...

22 Mart 2013 Cuma

voldemeya :)

 Şimdi ben gidiyorum ya canımın içi,üzülme acımasın hiç bir yanın çiziklerin yok olur zamanla sen de yara bile açmayı denedim olamadı...

 Kadehimi henüz kırdım,aşkın şarabına ulaştım.Filozof taşları ya da ab-ı hayat umrumda bile değil,kayıplarla dolu bu hayatta sonsuz yaşama eziyetine dayanmak isteyen acınası olmaktansa sonsuz ruh halinde yaşarım ben de.Beş dakikalık bir muyluluğu kabullenmektense böyle mutlu olmayı da öğrendim,ben de diğerleri gibi farklı olmaktan vaz geçtim.Aynılaşıyorum...Binlerce söz bırakıyorum sana,sokakta mendil satan çocuğun dilinden,görmeyen gönüle acınası bir gönülden,sana söz vermedim ben,tutmama engeller vardı,sen vardın,bir kere nefesim vardı.Hırslarım hayatım vardı,şimdi gidiyorum ben çok yakında bir yere,içinde bir kanser hücresi olacağım ama yerimi bulamayacaksın en kanserleşmez denilen nasırlarına gidiyorum.Yenilenip sana hayat vermeye,bir parçamı içine al ve ölümsüz olalım ikimiz de geriye kalanımı kaynat suyunu da bu zehr-i gafili de kötü nasırlaşmış vicdanlara içirirsin belki böylece daha güzel bir hayat gelir doğamayacak çocuklarımıza...

13 Mart 2013 Çarşamba

Senin olmadığın zamanlarda buralardaydım Emma.Söylenilenlerin kulağa küpe olduğu devirlerin hayalinde yaşadım hayalimde,sen ve dost dediğin yandan çarklılar kafiyesi bozuk cümlelerde yüzerken,şiir yazdım meşk uğruna,can alıp satmak yoktu.İki taş arasına top atarak gol diye bağırmakla geçti çocukluğumuz,taşa ak düşürmedik severken,şimdi hiç utangaç gibi durmuyormuşum ya ruha düşen aklar taşın üzerine otururken hayatın şifresini çözmek oldu yolumuz.Şimdi o zamanlar ayıp dediklerimiz normal edilen dualar ayıp kaçmaya başladı Atatürkü peygamber yahut peygamberi tanrı yapanların arasında savrulup gidiyoruz işte...

 Sana gelince elbet büyüyeceksin benimle veya bir başkasıyla,zaman acıyı ve olgunluğu eteğinde taşıyor sen bir gelip bin gidip daha fazla geliyorsun ya hani başka şıkır kadınlara kayıyor ya gözün hiç umrumda değil çok güzel bir söz öğrendim bugün"Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir" ben kıskançlıkla sınandım kaybettim yıldım başka sınavlara kadar yeterli bana aşkla sınavımı da verdim daha nice sınavlar geçecek ömürden Rab bilir.Seni kıskanmıyorum çünkü her gönül kanının zehri kadar ölür ya da yaşar.Senin kanında zehir varsa sen ölürsün bende varsa ben,hayatın kısası hammurabiden ağırdır kolun bacağın yerinde dursa içindekilerin yeri her geçen gün değişir ve göremezsin aynada göremediğin için.Ben zehrimi aldım sana söyleyecek sözüm duam tek her zamanki gibi "Hayırlısı..."

21 Şubat 2013 Perşembe

Neyi bekliyorum şimdi,hayata bir nota daha katmamak için kulakları olmadan müzik yapılamıyor mu,fırça elimde öylece bakıyorum çizgi çekmek için neden arıyorum gözleri görmeyenler resim çizemez mi kolları olmayan kalem tutamaz mı?Bütütn bunların örneğini birer birer biyografilerden öğrenmedim mi ben neden bulamamak da neyin nesi hayat kurtarmak için ölüp biterken neden masa başında uyukluyorum sanki,biliyorum bir gün o notaya basacak ellerim bir hayatı yazacak kalemim bir çizgi çekecek iyi ya da kötü fark etmeyen sadece renk olsun diye yeniden dua görecek ellerim peki neden şimdi değil gördüğüm duyduğum için mi nefesim kesilince uçmayı öğreneceğime neden şimdi denemiyorum ki kanatlarımızı saklamak için mi yaşarken melek olmuyoruz keseceklerinden mi yoksa şeytanla savaşmaktan yorulduğumuzdan mı yaşadığımız dünya gibi parça parça olduk sonra her insan farklıdır diye aforizmalar savurmaya farklıdır,fıtrat aynı fıtrat değil miydi?Her çocuk müslüman doğmaz mıydı ya da her doğan çocuk masun değil miydi?

 Kim verdi ellerine ilk mendili kim öğretti insanlara dilenmeyi yine biz peki nasıl oldu da bu noktaya gelecek kadar acımasız yapan ne bizi farkımız ne üstünlüğümüz ne?Sütun gibi bacaklar mı yoksa ayartıp ortada bıraktığımız kızlar mı kandırıp parasını yediğimiz erkeler mi..?Sorsak kimse arabası olsun istemiyor sevdiğinin ama nedense arabası olanları yanımızda barındırıyoruz,en kötü ihtimalle parası olanları alıyoruz aramıza popüler olma yolunda savaş veriyoruz kendini dinine adayanları küçümseyip fakirlere sadece acıyoruz kendi fukaralığımızın farkında olmadan sen güzel gözlü kız için eminim tertemiz hiç sordun mu sevgiline kaç kitap okumuş kaç insana yardım etmiş yolda gördüğü insanlara selam vermeden geçememeyi alışkanlık edinmiş mi dostlarını çıkar gözetmeden sevebilmiş mi onlar mutlu olabilsin diye kendinden ödün vermiş mi...

 Cevabını bilmediğimiz sorular sormak en fazla felsefeye sürükler bizi,bunları sormadan önce kendimizde var mı bakıyormuyuz iğneyi saplamadan önce.Geçmişte kalmış niteliği veya niceliği olmayan bir yabancı demişti ki arabasını göstererek"Bazen kızlar buna daha çok bakıyorlar ben olmasan onunla sevgili olurlar"sözüm meclisten dışarı diyerek,şimdi bara bir gözlemci kabini yapsak ne trajikomik kayıtlar yaparız fakültelerde gizli anketler yapsak mesela ya da sosyeteye girsek.Hiç bulaşmamak lazım gerçi kumar gibi dibi ucu yok bilinmeyen sonlu koşullanmışlığımızda yaşamaya alışkınız biz insanlar değil BEN önemli...

 Ben=?... Cevabını bilmeden yaşamak eğlenceli değil mi

  Şimdi cevap ver gözümün içine yalan söyleyen,kıvırmakta üzerine olmayan insan

 Hiç yalan söylemediğin gün oldu mu?
 Hiç bir kadını/erkeği süzmeden yolda yürüdün mü?
 Aynaya baktığında hiç içini gördün mü?
 Sevdiğini söylemeye çalışırken söyleyemeyip saçmaladığın,istemsiz gülüp sonra yattığında kendine kızdığın?
 Arkasından kötü konuşulurken sevdiğin bir insanı savundun mu?
 Birinin siyahlarının arasına silik de olsa bir renk kattın mı?
 Bilmediğin fikrinin olmadığı bir konuyu herkesin içinde bilmiyorum diye haykırdın mı?
 İnanmadığın bir dinde kendi tanrına dua ettin mi?
 Hiç bir nedeni yokken tüm kötülüklerin arasında gülünsedin mi?
 Yaptığın yanlışı fark edip özür diledin mi içinden geldiği için?
 Bir kişiyi seni kandırmasına izin vererek affettin mi hiç?

Bunlardan birini bile yapmadın değil mi,tebrik ederim hepimizi insan olmayı başardık...

20 Şubat 2013 Çarşamba

 Yanıma gel sevgilim kitapların arasına,sazını unutma güzel sesini dinleyerek uyumak istiyorum.Sen konuştukça ben mutlu olayım gözlerimizi kapatıp kırlara gidelim yanımda uyumana gerek yok yanımdayken kaybettim seni rüyama gel orada yanımda dur dans edelim ilk dansımızı hayallerimizi yazalım gömleğimizin üzerine hala kalbimin üzerindeki kumaş parçası sana ayrılmış durumda,kovalamaca oynayalım;ama gerçekte oynadığımızdan değil hani Türk Filmlerindeki gibi ağacın etrafında ben kaçtıkça sen kovala sen yorulurken tam ben yavaşlayayım yakala ve sarıl sımsıkı saçımı sev...
 Tüm bunlar hayalde kalacak değil mi canımın içi hiç sevdiğimizi söyleyemeden ayrıldığımız gibi göz göre göre yok olacağız.Ben buna alıştım sanırım sen yoksan ben yokum diyemem ama ben kimim eskiden sen'dim şimdiyi sormuyorum,ben bir makineyim dişlilerim kırılana kadar ya da paslanana kadar yani vademi doldurana kadar buralardayım.Şunu bil robotlar severse eğer seni seveceğime söz veriyorum. :)
"Biz kaybetmeye ilkokulda silgiyle başladık..." yazmış sevgili ergen kardeşim.Güldüm 13 yıllık ömründe ne kadar acı çekiyormuş zavallım hem de yediği önünde yemediği ardında olmasına rağmen,şu anki nesil aynı gidiyor ben de onlardanım.Şımarık sorumsuz rahat düşkünü üşengeç duygusuz sağlıksız düzensiz elektronik bağımlısızavallılar olduk şahsen bunu bile yatakta yarı uyur vaziyette yazıyorum ki artık kalemi elime almaya üşeniyorum bize neler yaptılar bu kadar basit bir ömür üzerine makineleşerek mi yaşayıp gideceğiz.Şimdi aşık olsam bir X kişisine hissettiği anda platonik bir aşka dönüşecek basıp gidecek o da tıpkı beni gibi masallarla büyüyen çocukluğum nerede öldü ki masum sevgiler falan filan...Eee adı üzerinde masal değil mi ama çok mantıkçı mı olduk çıktık notalara basan ellerimiz şimdi toptan tuşlarla ilişki de ilişki durumumuzu mesajlar mailler mi oluşturuyor ne yemişim sevişken aşkları karikatürlerdeki gibi hayat yaşayıp gidiyoruz işte...
   Anasının dizinin dibinden çalınıp masa başına zorla oturtulan esir alınan isyan edemeyelim diye uyutulan bir gençliğin içinde çürüyeceğiz isyan yok inkar yok her söylenene he diyerek büyüdük böyle geldik böyle gideceğiz suya kaçan baltalar gibi yedi cücenin arasında uyuyakalmış dünya kadar uzun saçlı külkedisi gibi karmakarışık trafikteki tacize uğramış kadın sürücü gibi kaçamak bir hayal üzerine hayalleri unutuveriyoruz işte bir gün uçmayı öğerneceğiz...

27 Ocak 2013 Pazar

An

Bazen,genelde tüm güzel anlar yok olmaya başladığında zamanı geri almak isteriz.Yalnızlaştığımızda,özlediğimizde,eksik hissettiğimizde,gidip dönemediğimizde...

   Hep bir yarış tadında geçer genelde hayat gülümsemesiyle,hüzün,hazanlarıyla varlığıyla yokluğuyla yorgunluğuyla...Okula başlarsın koşarsın sanki bi halt varmış gibi her gün koşarsın sınıf birincisi olmak istersin okul birincisi olmak istersin takdir almak onur belgesi almak istersin,insanoğlu bu yanındayken anlamaz işte kıymetini evde yemek yapılıyor mudur yatağı toplanıyor mudur düşünmez bir annesi var ise yanında eve para geliyor mu hırsız girer mi biri beni kaçırır kaybeder mi düşünmez bir baba koruyorsa eğer,evdeki çay ve muhabbetin hasretini bilmiyorsa eğer hiç ayrı kalmamıştır.

  Her bir an için ömür verilesi anları geride bırakıp yürümek üzerine yaratılmıştır insan durmak yoktur çünkü zamanla birlikte yaratılmıştır.Dursa zaman durmaz,koşsa hızlı akmaz kum taneleri,gitmelidir insan oğlu küçük karelere sığdırmak zorundadır anları kim kalırsa klasın ardında çocukken başlar aşık olma aşkı sanki ananın dizinin dibinde babanın kıyısında sokulup ölüme dek beklesek;ama durmaz içine ettiğim onlar gider sen kalırsın ortada sap gibi yaşamak zorundasın alışmak zorundasın için için,başkalarının içini deşmemesi için üzerini örtersin dikersin acılarını.

   Bir an son gününe dönmek istersin onunla mutluluğuna,meleğim der ki kalan olmak istemem ama hep kalan olurum nedense kalan olmak istemiyorum ben de önce gideyim buralardan diye geçiriyorum içimden ardımda kalanların acısı ağır olacak en iyisi buralarda öleyim çürüyüp görünmesin bedenim uzaklarda geziyor bilsin beni annem,kötü kadın olduğumu düşünsün kızsın ama üzülmesin babam,yurt dışında okuyor bilsin kardeşlerim ama ağlamasınlar bne öleyim onlar acısız huzurla benden kalanı da yaşasınlar mutlu mesut.

 O an elbet gelecek elbet en derinimiz gidecek,belki kanserden belki kazadan belki can kurtarayım derken ve ardından göz yaşı döken olacağız biz bir ömür yanyana uyuyup bir sabah uyandığımızda olmayacaklar yanımızda,dımdızlak ortada kalacağız elbet dostumuz en derinimiz de gidecek elbet o gün yaşadığımız yıkım bir daha olmayacak,daha ağır gelmeyecek hiç bir şey ilk gidenin ardından dökülen gözyaşı kadar.İlk ayrılık gibi ilk aşk gibi annenin elini bırakıp yürü dediği ilk an gibi.Elbet hepimiz gideceğiz fakat ilk giden olmak isterim ben

 

17 Ocak 2013 Perşembe

Her şey bir dumanla başladı bir ateş bir nefes...

-Ablam neden sigara içiyor anne?
-Ölmesinden iyidir değil mi kuzum?
-Haklısın annecim,peki neden içki içiyor?
-İnsanlara üzülüyor yavrum üzerine vazife olmadan,dost görünümlü şeytanlara...
-Peki neden ilaç kullanıyor anne?
-Çok acımış canı yavrum hani bir defasında bisiklete binerken mermerin köşesine kaşın çarpmıştı ya kardeşinin hani sen daha minicikken ayağına tüp düşmüştü ya onun gibi işte
-Ablam neden yanımızda değil annecim
-Gitmesi gerektiği için kızım
-Neden gitti peki anne
-Kendi istedi kuzucum...
(Kendi istedi çünkü hayalleri sığmıyordu ruhuna insanlara koşmak istedi sokaktan ekmek toplayanlara evi olmayanlara rabbine koşmak istedi yavrum bi de hücre diye küçücük şeyler var ya hani insanda onların gereksiz çoğalan bi de yok edemediğimiz kısmı var öğrenirsin ileride kanser diyorlar bir arkadaşının ihtiyyacı varmış doktor olmaya gitti kuzum bazı insanlar aşık oluyorlarmış ihanete uğruyorlarmış hasarları varmış onları tedavi etmeye gitti)

 Sonra mı büyüdü ablan beyaz bir taydı koşarken kendi cennetinde siyahı gördü ve ona bulaştı yanlışlıkla gördüler onu oysa sihiri görünmemezlikti,bulutlar alıp sakladı onu tanrının melekleri kanatları arasına aldı.Yorulmuştu yaralanmıştı dostsuzluktan kötülükten güvenden acıyor işte canı,ah yazık beyaz tüyleri bir de yeşil gözleri vardı sadece oysa o çok koşmalıydı,yormuşlar yazık.Oysa o masallarla büyüdü prenses olacaktı en yakın dostuyla birlikte bir ömür geçirecekti ailesinin kucağında şarkılar söyleyip dans edecekti beyinlerin içine örülmüş ağları yok edecekti o çok küçüktü mahallenin ortasında herkesi toplar oyunlar oynardı şarkılar söyler gösteriler yapardı raksını hepimiz izlerdik tüm dayıların toplanır onunla oynardık o neşe kaynağıydı hepimizin içinde,sonra gitmek istedi çalıştı ve başardı gitti çok ağlattık biz onu daha fazlasını isteyerek yoruldu tabi ve kaçtı sonra doktor oldu kucağıma daha yakındı ama daha çok ağlattılar onu sonra biraz zaman sonra ağlamaz oldu nedenini bilmediğim bir şekilde konuşmaz sadece güler oldu biz de güldük onunla da gösleri artık kararmıştı koşan dünyası durmuştu sanki küçükken belinde çevirdiği çemberin içinde hapsolmuştu göz bebekleri bile artık büyümüyor küçülmüyordu.Benim deli kızım çılgınım sönüyordu elimden hiç bir şey gelmiyordu.


(Öyle değil annem sadece içimde bir ses vardı meleğin fısıldadığı onu susturdular sanki yapılan kötülükler bana değilmiş gibi üzerine aldı ben üzüldükçe o da üzüldü biz birlikte ağladık annem merak etme ben hiç yalnız kalmadım hep yanımdaydın sen küçükken gördüğüm rüya annesi beni hiç bırakmadı sen hiç merak etme sen üzülme diye ben ölürüm size bir şey olmasın yeter ağlamıyorum ben artık mutlu ve huzurluyum insanlar acıtamıyor ruhumu sadece birazcık boğazım acıyor sigaradandır arada başım dönüyor o da içkidendir midemin ağrısı ilaçtan olsa gerek kendime kara defter aldım onda her şeyim içime atmıyorum bir tek sizi çok özlüyorum o kadar çok şükür başka bir derdim yok)


Bu hikayenin sonu daha gelmedi ama hikaye iyiye gidiyor trafik kasasında kör kız görmeye başladı kafasına tava yiyen genç kız hafızasına yeniden kavuştu sevenler bir arada gemi hep kendi rotasını takip etti kabasakal sandviç büfesi açtı temelin safişçiği saf saf bekliyor bizim reis rahat rahat seferine çıkıyor çilekli pasta satışları serbestleşti bir de globalleşen ülkesi bir garip globalleşti sarılı saçlar globalleşti sakalların bile sınırı var artık yollarda bağırmanın yasak olduğunu bildiğinden herkes içinden çığlıklarla yürüyor artık... 



14 Ocak 2013 Pazartesi

Zübük...

O dalga geçtiğin arabesk var ya,hani küçümsediğin Babalar olarak bildiğimiz hani onların hepsine aşık olanların tüm nefretleri sana girsin sayın concon,küfrü sevmediğimi bilirsin hak edene ettiğimi de bilirsin,sen hak ettin bebeğim,evde suyun hiç olmadığı zamanlarda taş devrinden de beter bir halde altına edip üzerine oturmak zorunda kalan adamdan daha pis bir ruh halin var kalbin 8 yıl paket sigara içip 50 yıllık içici insanın ciğerlerinden daha kara seni umursadığımı düşünebilirsin senin düşüncelerinin benim için hiç bir şey ifade etmediğini söylemiştim ego meselesi tabi ne istersen onu yap önemsemediğim adama iki çift laf etmem de can sıkıntısı böyle bir şey beni buralarda da buldun kıbrıs aksanıyla bir laf vardı"bok varıdı çünkü"senin işin gücün yok mu git bilmem kaç milyonuncu sevgilini takip et ne bileyim hayatında boş milyon çeşit uğraşın var uğraşma benimle artık farklı inançların insanıyız sen insanlar sana fayda sağlarsa seversin ben insanları sevdikçe kendimi mutlu ederim.Salak demek istiyorum sana,herkesler dışarıdan açıp okuyor,sen ne salaklığa blogundan okuyorsun çok mu etkili olacak sence gece gündüz seni mi düşüneceğim mal adam,en yakınım dostum canım ciğerim gidiyor benim seninle mi uğraşacağım.Sana dair iz bile kalmadı hayatımda sevgi nefret özlem zaman tınn hiçtin hiç kalacaksın lütfen senden son ricamı yerine getirir misin hani beni her yerden her şeyden silmeni istediğim,artık mümkünse bi def olur musun? yok olmazsan da egom şişmeye başlayabilir ben kaybetmem yani senin gibi biri benim hayatımda hiç de kayıp değildir,şimdi hep başarılı zübük hayatın olsun diyerek notumu bitiriyorum.

10 Ocak 2013 Perşembe

Bir kadın gördüm yolda,kadın ağlamıyordu ve gülmüyordu ifadesizliğin tanımını yüzüne yerleştirmişti sanki sıcak ve soğuğa dair bir jesti bile yoktu.Kadına yaklaştım ve yanına oturdum yalnızlığı öyle doyumsuz yaşıyordu ki varlığımı hissettiremiyordum insanoğlu inkansızı sever ya inadına konuşmayı denedim bir iki kısa cevaptan sonra oturduk bir süre daha dayanamayarak sordum"sorun nedir?" diye.Kadın gözlerime baktı baktı ve gördüm ben ilk defa bir gözde bu kadar yokluğu yoksunluğu ve kabullenmişliği gördüm kafamda hikayeler yazmaya başladım milyonlarca veri dolanıyordu zihnimde 1001010101010110101010101011011101010111101... cevabı bilmediğim ortadaydı tabii öyle işte diye geçiştirdi kadın yine sonra kalkmayı denedim olmadı kahve içmeyi teklif ettim ve kabul etti.

 İlk yudumda başladı anlatmaya o kadar hızla sıralıyordu ki cümleleri dinlemekte güçlük çekiyordum anlattı anlattı dinledim dinledim üzüldüm haline ne aşk ne ölüm ne özlem hiç biri tutmadı tahminlerimden zirveden dibe vurmak bile değildi onunki dibi kabullenmek de değil dalgalı bir hayatı varmış hatta zirvesine varmak üzereymiş bile ve zirvenin dalgası vurmuş zavallımı yalanların ortasına düşmüş ve boğulmaya başlamış bir çoğu gibi ah garibim...Sonra kendi hikayemi anlattım aynı ifadesizlikle bulaşıcı bir hastalık gibi,insan olmak ya da olamamak şiir yazmak yazamamak alakasız blog cümlelerle hiç susmadık aynı anda konuştuğumuz hem dinleyip hem anlattığımız zamanlar dahi oldu ve o gün bugündür içimdeki boşluk kaldı çoğalıp azalarak ama asla yok olmayarak...

8 Ocak 2013 Salı

Sadece bir cümle işte...

 "Bu garip bir veda olacak çünkü aslında hep içimdesin..." çok gizli içten bir dua gibi bir cümle.
Neler gizli peki?Edilmemiş ama edileceği bilinen bir veda,muhtemelen kurbanımız ya da makdül veda etmek istemiyor ne yapsın zavallım milyon çeşit piçten pislikten sonra çaktırmadan sevmeye karar vermiş ama kader oyunudur ki veda etmek zorundadır sevgiliye,kimselere söylememişlerdir.Gemi es vermeden yürümüştür,zamanlarca kimsecikler bilmeden hani en tatlı çocuksu masumluğunu oyunlarını ve oyuncaklarını saklayarak belki bencilce ama içten gitmesi gerekliymiş işte ve elinden bir şey gelmezmiş sonuçta onun da bir hayatı varmış yani gidenin ve ailesi için gitmeliymiş dönmemece oyunuyla.Bizim zavallı cümlenin öznesi görünümlü nesnemiz ortada kalmak zorunda yine hooop başa dönecek yani her şey onca zaman sonra...Hani şimdiden özlüyormuş ya tüm anıları nasip değilmiş diyip geçmek zorundaymış.İkinci gizli öğe ise veda yani bir yaşanmışlık var görünen ya da görünmeyen ardında bırakılacak çok şey varmış ve ağlamaktan yorulan kahramanımız(kahraman derken zeyna pamuk prenses falan değil kibritçi kız işte)ağlamak istemese de akacakmış tüm zehri yavaştan...Üçüncü gizli öğe ise çünkü açıklamanın ta kendisidir aslında ardından gelen açıklama görünümlü kılıfın hiç anlamı kalmamıştır seni seviyorum nedeni ise çünkü bu kadar,bu cümledeki aşk ilanıdır"çünkü" ama anlayana işte.En ağırı ise "hep"tir;taşıması zordur sonsuzdan az da olsa çoktan da çok bir ifadedir hani aldığın nefeslerin toplamı ve verdiklerinde eklendiğidir "hep" ve kaldırılamayan yük olur sırtında,beni ne zaman unutacaksın,"hep" seveceğim seni... ve sonuncusu "içimde" kalbim beynim hücrelerim ve diğer zerrelerim içide olduğu kadar içimdesin sözlerin gülümsemen sessizliğin içteki çığlığınla hep içimdesin ve benim sonsuzumda sonsuz içimdesin ve cümle bitmiştir,belki vakit de belki sözler de ama asla unutmamalı "hep"...




(Her zaman söylediğim gibi elbette herkes gider gidebilir,insan bu güvan olmaz,demek ki baya bi acizse...)

3 Ocak 2013 Perşembe

Yeni sayfalar açıyoruz ya hani içimizde etrafımızda,sonra sanki alfabenin ilk harfi doğanın kanunuymuş gibi sayfaya hatayla başlıyoruz ya en son sayfaya kadar yarım sayfalarla doluyor ya defter sonra da kapatıyoruz ya o defterleri,ah biz ah saçmalamanın sınırını zorlayan biz sen ben ve diğerleri bir bir harcıyoruz ya ömrümüz ağaçlarını hiç yere gökte olmayan yerimizi yerde de kaybediyoruz sonra kaçışlar başlıyor ya hani nereye gidildiği bilinmeyen sonra yoruldum yaşlandım diyoruz yirmili yaşların ortasında dedeler nineler gülüyor halimize ah yazık bize ne dönem ne çağ ne dandikmişiz diyorum hahah tabi en başta ben cumhurbaşkanı koltuğunda dandizmin lideri kalıplara sığmıyor kalıp düzen istiyoruz azınlıkları küçümseyip çoğunluğa muhalifiz ya kendi içinde zengine küfür fakire acıyor ama hiç bir şey yapmıyoruz ya elimden ne gelir bahanesiyle bizden ne olur bilmem baltaya sap,sapa kazma,kazmaya toprak yapışak sümük kıvamında otlak mantığında çıkar doğrultusunda doğruları bile bile alttan yanacaz korkusuyla yalana sığınıyoruz ya da geberip gidiyoruz boşa işte vatan millet uğruna iki üzülüp sonra yenilerini bekleyen bir millet uğruna ki kendini kaybetmiş bi millet uğruna gündemi üniversite öğrencilerine gaz atarak laf atarak meşgul edip kim bilir nereyi satıyoruz biz toplanırken kim bilir nereden dağılıyoruz onu bunu hapse attılar die yırtıyoruz kendimizi sıramızı bekleyerek önce kollarınızdan değil beynimizden doğranıyoruz göre göre ama naparsın kanunlar ve açıkları işte ne yorucam kendimi ya sanki ne yapıcam diyoruz sonra çaktırmadan kendimizi yiyoruz didiniyoruz işte önce aç karnımızı doyurmaya bakmadan neyse işte herşeyden bir parçayız hiçbir şeyde bütün olamıyoruz ya yatacak yerimiz yok..!

ve 3. tekil...

Hayal olan kavuşmalarımın ortasında hala
Avuçlarımda hiç olamayan sıcaklığıyla
Şair olamadan şiir oldun bir vesika olarak kaldın buralarda
Sonra işlenmeye başladın vesikana
Bir bir yazıldı günah defterine ahlar
Sevap kalır şarap rakı hani yanında
Hiç diline yakışmadı aşk da dostluk da
Her rakı içtiğimde seni anıyorum ya
Her günahımda yanımda arıyorum ya
Ondandır diyorum ondan...

2.tekil şahsa

Doğru aşk diye bir şey kalmamışken neyi arıyoruz ki biz geleni kovuyor kovana gidiyoruz kısır döngüye girdik kurtulamıyoruz.Ben yapmam deme arkadaş hangimiz aaa bu beni sevmiş du ben de onu seveyim diyoruz,binde bir varsa o da...
  Ben birini sevdim pılımı pırtımı bırakıp peşine gittim kul oldum köpek oldum diyen kim var ki sanki,ben birini sevmiştim eskiden dosttuk biz gel dedi gitmedim bir inada köpek gibi pişman olsam da kendi hayatımı kurdum kendi hayatımı kendi hayallerimi sonra birer birer dökülen dost yapraklarım oldu her sonbaharımda affedilemeyen affetmeyen kazık atan belki de yiyen,aşık oldum karşılık buldum dostlar istemedi soframızda,dost bizde candır ailedir dedik mahalle ağzıyla gönderdik sevgiliyi,o gitti dost dediğimiz sülükler de gitti,iyi anmam arkadaş sırtımı kollamayan tam geçmemiş hançerleri içeriye iten adama bi halt demem ben ya neyse,kaldık mı yalnız önce korktum sokaktan eve giremedim boğuldum yalnız yalın sonra evime kaçtım orada alıştım yalnızlığa bir de sigarama sonra yanıma alamaz oldum birini küçük kaçamak aşklarım oldu da geçti şükür Rab aşkı haricinde tabi,beni yalnız bırakmayan bir o bir de hem ailem hem dostum hem yoldaşım olanlar işte sevmek karşılıklı oluyor herşeye...
  Veba gibi kalbini beynini yiyip bitiren aşklar kalmadı kalana takıntı saplandı deyiverdik erkek milleti hatun milleti diye sınıflandırdık kendimizi erkek milleti şunu ister bunu ister hatun milleti şöyledir böyledir sevmeyi bilenle bilmeyen vardı masallarda filmlerde eskiden şimdi veren plus vermeyen non spesifik oldu.Yani bu insanoğluna bi cacık yaramaz yıpratır,harcar en iyisi de kötüsü de kendimi de ayrı tutmuyorum.Kendime şu iyiliği yaptım vaz geçtim her şeyden yoksa ağlamaya devam ederdim hani.

  Bunu okuyanlardan sadece bir tanesi o kendini bilir bu yüzden kaçtım senden elbet sen ya da ben gidecektik ölümsüz bir şey yok rab dışında gider giderim gidersin kaçınılmazsa son vazgeç sen de yak bi sigara gerisi yalan,gerçi ona da zam geliyor bugün artık nasip...