Öylece oturmuş kapını çalanın ne olduğunu merak ediyorsun ve bu defa on beş yaşındaykenki hisse hiç benzemiyor değil mi?Garip bir eksiklik kalabalıkta bir yalnızlık var sanki değil mi,bahar geldi kaçıyorsun sokaklardan belki de hep aradığını bulmaktan artık korkuyorsun.
Tohumlarını ilk izlediğin filmde ekti bile okuduğun kitaplarda bir çay lezzetsizliği başladı sanki dans ederken kurla değil arayışla ediyorsun artık aynalara bakacak vaktin yokken vaktini bir gönlü güzele ayırdığın zamanları özlüyorsun değil mi?Artık olmazlarla geçmez sen de çok iyi biliyorsun yolun yarıya yakınındasın sen de olgunlaşma çağındaki deli kanı özlüyor olabilirsin annenin dizinin dibini özleyebilirsin.Oysa bir sevebilseydin eskisi gibi yarısı kadar bile olsa razıydı gönlün değil mi?Yalnız olmadığını bil istedim sadece.Tanrısal yalnızlığı bölebilecek olanı çok merak ediyor ama arayacak gücü de ayaklarda bulsak da içinde bulamıyorsan ne yarar yalınsızlığı özleyerek yuvarlanıp gideceğiz işte belki umduğumuzun tam aksi yönde daha fazlalar için.Oysa ne güzel olurdu egede bahçeli bir evimiz bir çaydanlığımız bir tavlamız bir yastığımız bir kaç da kitabımız olsa hep hayal işte illa sade bir yaşama gerek yok lunaparkların ışıkları da bizimdi denizin mavisi ovanın yeşili de bizim sen mangalı yakıp dostlarla muhabbetteyken biz de hanımlar dedikodu yapsaydık.Torunlar koşuşturup parka götürseydi bizi de büyüyemeden ölseydik ne ala bir ömür olurdu.
Yok olmazdı biz kariyer ve paranın peşine koşmaya doğuştan sürülmüş sürgün ömürleriz değil mi çeşme başını hayalde oynayıp yanımıza yakışabilecek olanı seçer umrumuzun ucuna almayız.Bazen aşkın ütopya olmadığına inanmak istiyorum;derin bir nefes alıp işe koyuluyorum her defasında duvara burnumu sürtüp dönüyorum işte.Ben de artık inanmıyorum ütopyalara emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder