19 Nisan 2013 Cuma

Eskiler çuvalı...

Hepimizde var olan yığından bahsediyor burada sokaktaki adam.Her şeye her yere dair bir çuvalı vardır bir insanın eski oyuncaklar çuvalı eski dostlar eski içecekler eski yaralar eski mutluluklar huzurlar yardımlar yaşamlar şarkılar eşyalar danteller kurallar kanunlar uykular... ve eski aşklar vardır.Hepsinin yükü beyninin sırtındadır aslında,hatırlamak denilen kavram var olduğu sürece en azından.

 En çok açmaktan korktuğumuz en hata yaptığımız yorulduğumuz değiştirdiğimiz aşk ve dostluktur heralde,eee ne demişler açtırma kutuyu söyletme kötüyü.Geçmiş güzel söylese de bazen,söyleyecek bir kötüsü her zaman vardır eskinin.bundandır insanın unutması her şeyi hatırlayamaması...

 Duble bardağını  dolduran hatıraları sakladığın kutuyu açtıran can acıtan türküyü söyleten de o bi gözle başkasını ararken diğer gözle özlenilenin dönmeyişini seyrettiren de astıran da kestiren de delirten de dirilten de yakan yıkan küllerinden doğuran da eskik bırakan boşlukları doldurup günü geldiğinde küt diye ortada bırakan da...

 Konuşulamaz üzerine çünkü hala bilinmez ne olduğu ideolojisi belli değil semptomları sabit değil çizgileri takip edilemeyen bir kargaşada gözle göremediğimiz kadar hızlı bazen sağır edecek kadar gürültülü ya da kör edecek kadar zalim kendinden geçebilecek noktaya getirebilecek kadar avare...

 Duyularını duyumlarını yok edecek bir şey yapabilene hakkını verene işte,kutuyu açmaya geldik şimdi çuval boşalacak ismaritlerin bile dibi görülecek;hesaplaşma günü geldi geçmişle soğuk intikam vakti şimdi an bu andır elbet biz de onun çuvalına girdik ne geniş koleksiyonu var meretin her birimizden her türümüzden inlisi cinlisi delisi delirteni dingili bencili meleği keleği çuvalda bönüz hepimiz...

 Çuvala ben de girdim bir zaman öyle garipti ki hiç bilmeden küt diye yirminci kattan saksı iner gibi beş deniz mili yükseklikten denize çakılır gibi höt diye girdim.Bünyede alışmadığı için alerji yaptı tabii anlatılamaz reaksiyon verdi fikirsel aktivite taban hayalsel aktivitenin sınırı yoktu.Şizofreni gibi her an yanımdaymış gibi çocuğun hayal edebildiği kadar yuvarlak sınırlarda.Sonra çuval öyle bir çalkalandı ki herkes yer değiştirdi işte sonra pat diye bir çölün biz susuzluğun ortasına bikiniyle kutba atılmışçasına bedeviden beter bir halde kalakaldım karıştım yıprandım ve tohumken ilk dalımı uzattım dünyaya,emanet olan insandı o da beklendiği gibi kırdı dalımı budağımı sonra ömrüme göre çok ortalama ömre göre az bir süre sonra bir daha saksıyı yedim kafama bu defa sancıyı sadece kafamda değil nefesimde hissettim kesildi soluğum sesim hem kendimi hem onu mahvettim ızdırabımı çöldeki kutup ayısına emanet ettiğim dünyası durur mu yerinde hoop çuval zıngıl zıngıl benim içim tir tir...İşte dün üstten yediğimizi kabız olarak tutuyoruz bi yerimizde alttan alttan cızzz.
Pişmanlık özlem ve bunlara benzer tüm kabullenemeyiş hallerinde de zırvalıkların bini bir para ve o an yani onun sonun bittiği an bitti dün tatlı tatlı sevdiğimizi bugün acı acı ... vaktidir.Gitti giden kalsın diye yalvarmadım zaten gurur denen kadın pazarlamacısı yüzüne.Üstüne de yerleştiremedim kat çıkamadım oda ayıramadım kimselere,gelen öyle bir gelmişti ki Osmanlı şaplakçısı halt yemiş yanında aldı evimi barkımı temeli bırakıp çıplak bıraktı sol tarafı.

 Şimdi ne diyeyim ben bana,yediği şamarlar yetmez mi sokaktaki adam.Gelip geçişini nasıl görsün sesini nasıl hissetsin,bir laz uşağı girdi çuvala o gün bugündür çalkalanıyoruz işte...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder